YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Travma” kitabıyla tanıdığımız “İrem Nasır” var.

Merhabalar İrem Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Merhaba, bu güzel röportaj teklifiniz için asıl ben teşekkür ediyorum. Tabii, başlıyorum o halde. Hayatın karmaşıklığında bir şekilde yolunu bulmaya çalışan bir İrem var karşınızda. 26 yaşındayım ve doğma büyüme Antalya’lıyım. Benim kendi alanım sosyoloji aslında. Lisans dönemimi Akdeniz Üniversitesi’nde tamamladım. Şu an ise  Süleyman Demirel Üniversitesi’nde aynı alan üzerinden yüksek lisans yapıyorum. Tez dönemindeyim ve göç alanında çalışma yapıyorum. Dediğim gibi, hayatın karmaşık ve belirsiz olması bizleri bir yaprak misali gibi oradan oraya savuruyor. Antalya bilindiği üzere turizmin merkezi. Bu süreçte kendi alanım dışında hayata tutunmak ve kendime bir şeyler katmak için turizmde çalışıyorum. Çünkü sistem biraz da bunu istiyor aslında. Tek bir şeye yoğunlaşmak maalesef bu dönemde mümkün değil. Neyse, konuyu çok dağıtmayalım. Antalya’da bir otelde çalışıyorum, ofis işindeyim fakat başka bir departmana geçme durumum söz konusu. İlgi alanlarıma gelecek olursak…kitapları seviyorum. Benim için kendi dünyama sığınabildiğim ve beni güvende hissettiren bir alan kitaplar… Kendi iç dünyamda hayal gücümü zorlamak, yeni hikayeler inşa etmek beni tatmin ediyor. Yazmayı zaten çok seviyorum. Kendimi bildim bileli hep yazmaya karşı ilgim vardı. Duygularımı en iyi bu şekilde ifade edebildiğimi düşünüyorum. Bunun dışında gezmeyi seviyorum. Beni takip edenler bunu fark ediyordur. Part time gezgin diyorum kendime. Çünkü her ne kadar bütün zamanımı ayırmak istesem de 24 saat dilimi içerisinde yapmam gereken başka işlerim de oluyor. Ama bunun dışında yeni yerler görmek, farklı kültürleri tanımak ve insanlarla iletişim halinde olmak beni mutlu ediyor. Henüz yurt dışına çıkamadım ama ileride yapacaklarım listesine eklediğimi söyleyebilirim. Bunların dışında pozitif birisiyim ve gelecek her ne kadar karamsar olsa da umutla bakıyorum.

 “Travma” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Travma kitabım ilk başta kalın olmasıyla biraz göz korkutuyor. Ancak aldığım güzel geri bildirimler sayesinde benim de endişelerim kayboluyor. Bu kitapta okuyucular ilk etapta, İstanbul’da kol gezen bir seri katil ve bunun peşinde koşan Dedektif Oğuz ve ekibiyle tanışıyor. Travma evet, bir polisiye kitabı; ancak içinde dram da var, aşk da. Yoğun olmasa bile karakterler arasında geçen o duygusal ilişkileri görüyor okuyucular. Bunların dışında, kitapta bir seri katil-dedektif arasındaki geçen aksiyonun dışında okuyucuları farklı ve yürek burkan bir hikaye bekliyor. Tüm bu gerçekliğin içerisine saklanmış trajik hikayede okuyucular kendi vicdanıyla hesaplaşıyor. Kitaptaki şu alıntıya burada yer vermek istiyorum. “Bazı nedenlerin arkasındaki gerçekler, sadece senin gördüğün kadarını gösterir.” Travma tam olarak bunu gösteriyor aslında.. Kitapta ara ara geçmişe dönük kesitler de var. Ayrıca katilin gözünden de olayların işlendiği bölümler var. Okuyucular kitapta pek çok psikolojik tasviri de görebilecek. Özellikle bu alana ilgisi olan ve gizem seven okuyucular için Travma tercih edilebilir. Sürükleyici bir roman okumak isteyen yeni okuyucularımla satır aralarında buluşmak dileğiyle…

Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa tamamen kurgu mu?

Olay örgüsünü oluşturmak, bir evin iskelet yapısını oluşturmak gibi…son derece önemli. Eserimi yazmaya başlamadan önce kabataslak bir iskelet yapıyı oluşturmuştum. Gayet güzel başladı. Aslında ben bu kitabı yazdığımda bir kitap çıkarma kaygısı gütmeden yazdım. Denedim aslında. Sonra olaylar ve karakterler canlanmaya başladı ve ben fark etmeden bu hikâyenin derinliklerine inmiştim. Bu süreçte çizdiğim kroki yavaş yavaş yerine oturmaya başladı. Olay örgüsünü oluşturduğum aşamada ve ilerleyen süreçte tüm bu yaşanmışlıklar tamamen benim hayal ürünümün bir yansıması. Bir gerçeğe dayanmıyor. Tabii, bu kitabı yazmamda etkilendiğim şeyler olmadı değil. Okuduğum kitaplar ve izlediğim filmler dışında gerçek hayattaki gözlemlerim hepsi bir araya gelince bu şekilde bir hikaye çıktı. Eserimde karakterler ve olaylar hayal ürünü evet, fakat hikayedeki çoğu mekan hayal ürünü değil ve gerçekliği var. Zaten bu süreçte müthiş bir araştırmaya giriştim. Olayların daha gerçekçi olması için mekanların gerçeğe veya gerçeğe yakın olması bence okuyucuların ilgisini daha çok çekiyor. Bu sebeple buna önem veriyorum.

Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?

Yazmak benim için çok başka bir dünya. Kendimi bildim bileli bir şeyler yazarım ve bu beni iyi hissettirir. Bir çeşit terapi de diyebiliriz. Küçükken bir günlüğüm vardı mesela, halen duruyor ve benim için çok önemli. İnsan zaten yazabilmeli, ne olursa olsun. Yazmak yetenek işi evet, buna gerçekten katılıyorum. Fakat bir kurgu yaratmak dışında, sadece kendini iyi hissetmek için bile yazabilmeli insan. O anki duygularını yazarak ifade ettiğinde, derinlerde yaşadığı üzüntü veya pişmanlıklarının nedenlerini de görebilir böylece. Yazı yazmak, en az kitap okumak kadar önemli ve değerli benim için. Evet, yazıyordum ama bir yazar olarak kendimi keşfetmem bu kitap ile beraber gerçekleşti. Travma’yı yazmayana kadar bu şekilde bir kurgu oluşturacağım aklıma gelmezdi. Şimdi ise iyi ki diyorum. İyi ki bu yola adım atıp, kendimi kanıtlayabildim.

“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Bir toplum bilimci olarak veya edebiyatçı kimliğimle bu soruya yanıt aradığımda evet, dijitalleşmenin iyi yanı olduğu gibi bazı olumsuzlukları da var. Dijital bir çağdayız ve bundan uzaklaşmak mümkün değil. Hayatımızın bir parçası haline geldi doğal olarak. Sosyal medya camiası zaten çok başka bir olay. Edebiyat için baktığımızda ise ulaşılabilir olması dijitalin en önemli noktası bizlerin gözünde. En basitinden erişim çok daha kolay ve bir bilgisayar uzağında. E-kitap siteleri var mesela ve bu da kitaba erişmek isteyenler için mükemmel bir fırsat. Onun dışında yazı yazmak veya bir şeyler okumak isteyenler için sayısız internet sitesi mevcut. En basitinden ben Travma’yı ilk olarak bir kitap platformunda oluşturmaya başladım. Wattpad ismi…bilenler çoktur. Oradan çok fazla kitap basıldı mesela. Çoğu yetenek orada keşfedildi. Bu tarz iyi yanları var tabii, özellikle edebiyat açısından. Ben mesela kitapları internetten okumayı çok tercih etmem. Kitabın bizzat varlığını hissederek okumak bana daha çok gerçekçi gelir. Olumsuz yanına gelecek olursak, dijital hayat bizi bireyselleştiriyor ne yazık ki. Bu yüzden dijital dünyaya çok bağlı kaldığımızda bazı sosyalleşme biçimleri de yok oluyor. Mesela kitapçılar daha az ziyaret ediliyor, kütüphaneler ders çalışmanın dışında kitap okumak için çok tercih edilmiyor. Günümüzde dijital dünyanın verdiği etkiyle beraber yazının yerini görsellik ve ses aldı bilindiği üzere. Sesli kitaplar arttı ve bunu tercih edenler de oldukça fazla. Okumaktan da uzaklaştı herkes böylece. Kısacası; okuma kültürünün yerini ‘izleme’ kültürü aldı…

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Ben lise yıllarımda çok fazla polisiye okurdum. Şu an bu yazdığım kitabın ilk etkileri belki de o zaman başladı. Ahmet Ümit olsun, Tess Gerritsen olsun farklı yerli ve yabancı yazarların kitaplarını okumuştum. Üniversite dönemimde ise biraz daha klasiklere yöneldim. Özellikle dünya klasikleri bir ara çok okuyordum. Seviyorum da…Rus Edebiyatı, Fransız Edebiyatı…beni baya etkilemişti mesela. Dostoyevski, Tolstoy kitaplarını çok severek okudum. Klasiklerden favorin nedir sorusu genelde zordur ama ben kolaylıkla Victor Hugo derim herhalde. Onun eseri olan Notre Dame’ın Kamburu beni o zamanlar çok etkilemişti. Bunların dışında kişisel gelişim kitapları da okumayı severim. Polisiyeye tekrar dönecek olursak, günümüzde  Ahmet Ümit mesela değerli bir yazar, takip ediyorum. Yeni yazarlar da var, keşfetmek istediğim. Onlar da zamanla olacaktır diye düşünüyorum.

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

Yazı yazmak gerçek anlamda hem cesaret isteyen hem de motivasyon gerektiren bir iş. Hiç kalem oynatmamış ama yeni şeyler üretmek isteyenlere naçizane fikrim, küçük de olsa başlamak. Günlük tutmak bu anlamda tercih edilebilir. Hatta bununla ilgili psikologlar da öneride bulunuyor. Hayatına dair gözlemlerini yazıya dökmek ve gününü gözden geçirmek son derece değerli. Bunun dışında ilgi alanına giren konularla ilgili kısa yazılar da yazmak mantıklı olacaktır. Bunlar hem gelişim açısından kişiye katkısı olacaktır hem de araştırmacı ruhunu geliştirecektir. Yazı yazmak isteyen ve nereden başlayacağını bilmeyenlere tavsiyem, asla korkmayın ve kendinize güvenin. Kendine inanmak bir işe başlamak için en önemli adım. Hatta bununla ilgili ünlü düşünür Konfüçyüs’ün sözü akla gelir: “İnanmak başarmanın yarısıdır.” Belki de kişi gizli saklı kalmış bir yeteneğini keşfedecektir böylece. Bunun mutluluğu tarif edilemez.

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Ülkemiz ne yazık ki kitap okuma noktasında biraz zayıf kalmış. Okuma kültürü ne yazık ki yok bizde. Bu da pek çok nedene dayanır tabii. Ama ben geçmişe nazaran parlak bir gelecek görüyorum. Evet, dijitalleşmenin edebiyat karşısındaki olumlu ve olumsuz özelliklerine değindik ve bence pek çok kişi kitapları sosyal medya aracılığıyla öğreniyor. Özellikle kitap okumaya teşvik edici uygulamalar, insanların kitaplara olan ilgisini arttırıyor diyebiliriz. Bunun aksini iddia edenler olacaktır ve onlara da hak veriyorum. Çünkü hız ve tüketim toplumundayız ve zamanla yarışan bir nesil var. Kitap okumayı vakit kaybı olarak görüp, hem ekonomik anlamda kendini tatmin etmek hem de manevi hazza erişmek isteyen bu yeni nesil influencer olma hayali peşinde ilerliyor. Gazete ve dergi okuma kültürü de ne yazık ki arka plana alındı. Bunlar da üzücü gerçekler…

Değerli İrem Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

Bu güzel teklifiniz için ben teşekkür ederim. Benim için oldukça güzel ve tatmin edici bir röportaj oldu. Katkılarınızdan dolayı müteşekkirim.

 

 

 

 

Bizde kalın, habersiz kalmayın! BeskazaTV.com