YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Soğan Kabuğu” kitabıyla tanıdığımız “Tutku ERGAN” var.

Merhabalar Tutku Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Merhaba, 27 Ağustos 1990 yılında Manisa’da doğdum. Uzun yıllardır İzmir’de yaşıyorum. Lise ve üniversite yıllarımda dramatik yazarlık eğitimleri aldım.

Muğla Üniversitesi Turizm Konaklama İşletmeciliği yüksek lisans mezunuyum. Mezuniyetimden sonra aktif olarak kurumsal konaklama işletmelerinde kendi mesleğimi yaptım. Pandemi döneminde oğlumun doğumu ile birlikte, blog yazarlığı eğitimini de alarak, çeşitli dijital platformlarda kendi mesleğimle ilgili akademik makalelerim ve yine dijital bir dergide deneme yazılarım yayınlandı. Ağustos 2023 te Soğan Kabuğu adlı romanım çıktı, şimdi dört çocuk kitabı serisi ve ikinci roman kitabım için çalışmalarıma devam ediyorum.

 “Soğan Kabuğu” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Soğan Kabuğu, bir yazarın doğumundan yetişkinlik çağlarına kadar yaşadığı aile dramı, aşk hikâyesi ve bitmeyen arayışın sembolü olarak isimlendirilmiş, 1970li yıllardan günümüze kadar katmanlarına ayrıla ayrıla ulaşan, film tadında bir sosyal -romantik roman.

Peki, “Soğan Kabuğu” romanını yazma serüveni nasıl başladı?

Çocukluğumdan beri müzik, tiyatro ve edebiyat ile hobinin bir üst seviyesinde olacak şekilde ilgileniyor, üçünü de yaşamımdaki motivasyon kaynaklarım olarak tanımlıyorum.

Bu dönemde akademik başlayan yazarlık serüvenim, küçüklüğümden gelen romantik yazma tutkum ile birleşerek Soğan Kabuğu’nun ortaya çıkmasına vesile oldu.

Yaklaşık iki yıl gibi bir süre içerisinde kitabım yayınevine gönderilmeye hazır hâle geldi.

Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Bu eserinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?

Romandaki olaylar ve karakterler tamamen kurgudur. Okuyucunun gözünde canlanacak yumuşaklıkta sürükleyici bir hikâye oluşturmak istedim. Umarım öyle de olmuştur.

Kitabınızla aynı ismi taşıyan bir kitap kafeniz de var. Bu noktada bu da hayallerinizin bir parçasıydı diyebilir miyiz?

Romanı yazma sürecimde o kadar çok kitabevini ziyaret ettim ki, her şeyden önce böyle bir yeri kendi ihtiyacım doğrultusunda kurmak istedim. Benim gibi yazmayı ve okumayı seven herkesin bu çalışmalarını yapabileceği bir mekân oluşturmaya çalıştım. Şu an çok yeni ama Soğan Kabuğu Kitap & Cafe aynı zamanda bir etkinlik merkezi. Alanında uzman eğitmenlerimiz ve danışmanlarımız ile oluşturduğumuz çeşitli konularda küçük atölyeler düzenlenerek, kişilerin sosyal gelişimine de katkı sağlanıyor.

Bakıldığında bir dünya var ve o dünyanın içinde milyonlarca insan da… Buna da “Edebiyat” adı veriliyor. Ama sorulduğunda da hayal deniliyor. Edebiyat gerçekten nerede yaşanıyor?

Edebiyat çok derin bir kavram. Yalnızca insan ve canlı türleri değil, cansız bir nesne bile edebiyatın içinde, doğru bir konu başlığının altında kahramana dönüşebiliyor. Hayal dünyası da işte burada devreye giriyor. Bana göre edebiyat; yaşamsal faaliyetlerin canlı ya da cansız varlıklar üzerine giydirilebildiği düşünceler dünyasında gerçekleşiyor.

“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Dijitalleşme sayesinde bir okuma aracı daha oluştu. Edebi araştırmalar konusunda bilgi kirliliği engeline takılmadıkça yararlı buluyorum.

Fakat aynı dijital ortamda seçemediğimiz ‘’sözde’’ edebi ürünlere de maruz kalıyoruz. Bu, neyi görmek istediğimizi bilmemize de bağlı bir konu. Algoritma sistemi sayesinde ilgi alanlarımıza en yakın konularda sürekli uyarılma halindeyiz.

Yine de nihayetinde dijital mecra, mekanik bir sistemdir ve tüm ihtiyaçları doğru bir şekilde karşıladığına inanmıyorum.

Örneğin, son zamanlarda yapay zekanın editoryal çalışmalarda da kullanıldığına dair bilgiler alıyorum. İnsanın dokunmadığı ve insan beyninin devreye girmediği bir ortamda doğru bir edebiyat ürünü ortaya çıkabilir mi? Bana göre çıkamaz, çünkü edebiyatın ilk eşlikçisi duygu dünyasıdır.

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz? Fethiye Haber okurlarına tavsiye etmek istediğiniz kitaplar nelerdir?

İlk sıramda kişisel gelişim kitapları yer alıyor çünkü onları okuyarak büyüdüm. Özellikle pek kıymetli Doğan Cüceloğlu’nun kaybı beni derinden etkilemiştir. Kendisinin değerli kalemi sayesinde çocuk yaşımda bile okuduğum kitapların hayatıma çok önemli katkıları olmuştur. 12 yaşında iken, özetini çıkardığım ve sonrasında konuyu örnek alarak bir deneme yazısı yazdığım ilk kitap ‘’İçimizdeki Çocuk’’tur. Dünya klasiklerinin pek çoğunu okudum ve edebiyat ile ilgilenen herkesin dünya klasikleri serüvenini yaşaması gerektiğine inanıyorum. Ülkemizde bir Sabahattin Ali ve Oğuz Atay gerçeği vardır günümüze ilham olan. Günümüzde ise Türkiye’den takip ettiğim yazarlar Orhan Pamuk, İclal Aydın, Mine Söğüt, Ahmet Ümit. Ayrıca bu aralar Müthiş Psikoloji kitaplarını da severek okuyorum.Bana ilham veren çok hayran olduğum yazar Paulo Coelho’dur. Kitaplarındaki tasvirler o kadar net ve vurucu ki, film seyreder gibi okuyorum onun kitaplarını.Tavsiye etmek istediğim ve hayatımda bir dönüm noktası olmuş favori kitabım ise; Adam Fawer – Olasılıksız.(Bu soru beni çok heyecanlandırdı ve aslında daha çok şey söylemek isterim ama belirtilen sınırlar içerisinde bu şekilde özetleyebiliyorum J)

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

Herkes edebiyatın bir parçası olabilir ve hayal dünyasında kurgular oluşturabilir.

Eğer bu kurguyu bir esere dönüştürmek isterlerse, teknik olarak karakterlerin kökleri, yaşadıkları yerler, fiziksel özellikleri, varsa özel tercihleri ile işe başlanması gerektiğini düşünüyorum. Betimlemeler eserlerin mihenk taşıdır, özellikle de romanların. Önce karakterler belirlenecek ki, yazarlar yazma yolculuklarında sık sık karşılarına çıkacak kahramanlarını doğru bir şekilde betimleyebilsinler. Bu aşamadan sonra kurgu ile kahramanları birleştirmek ise en keyifli kısım oluyor. En azından benim için öyleJ

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Dijital ortamda yayınlanan ve lise döneminde belli bir yaş grubuna hitap eden kısa hikayelere ilgi olduğunu görüyorum. Kendi iş yerimi açtığımdan beri bu gözlemi daha net yapabiliyorum. Okuma oranları düşük ama bir taraftan da gün içinde akıllı cihazlar sayesinde sürekli okuma halindeyiz. Edebi eserlere ilgi gösteren kesim ise biraz daha orta yaş grubu diyebiliriz. Ben, zamanın bir döngü ile ilerlediğini düşünüyorum. Modası geçen her şey günün birinde kıymetleniyor. Tıpkı sosyal medyada geliştirilen dil bilgisi kurallarından bağımsız yazılan yazılara tepki gösteren bir güruh oluşması gibi, bir süre sonra okumanın da eski değerini kazanarak artacağını düşünüyorum.

 Değerli Tutku Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

 

 

Bizde kalın, habersiz kalmayın! BeskazaTV.com