YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Armağan-Terapinin Işığında Çift Olma Yolculuğu” kitabıyla tanıdığımız “Psikolog Dr. Asuman BAYSAL” var.

Merhabalar Asuman Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

  Merhaba Hakan Bey, asıl ben bu röportaj teklifinizle sevgili kitap dostlarıyla buluşma fırsatı bulduğum için teşekkür ederim.

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji bölümü mezunuyum. Mezun olur olmaz Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde çocuk ve ergenlerle çalışmaya başladım. Daha sonra da Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Anabilim Dalı’nda akademisyenlik görevimi sürdürdüm. Bir süre Polis Akademisi  Başkanlığı’na  bağlı Rüştü Ünsal Polis Meslek Yüksek Okulu’nda çalıştıktan sonra 2009 yılında emekli oldum. Emeklilikle beraber, ailemle birlikte özel psikiyatri kliniğimizde çalışmalarıma devam ettim. Ailemde, ruh sağlığı alanında çalışan kişi sayısı birden fazla…Eşim psikiyatri uzmanı, oğlum da klinik psikolog. Yüksek lisansım ve doktoram, Rehberlik ve Psikolojik danışmanlık alanında. Aile ve çift terapileri eğitimimi de Hiebert Enstitüsü ve Yaşar Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen eğitim programıyla 2012 de tamamlayarak, çocuk ve ergenlerle olan çalışmalarıma, çift ve aile terapilerini de ekledim.  İlgi alanlarım arasında, kişiler arası iletişim becerileri, tükenmişlik sendromu, empati, kaygı, uyumsuz çocuklar ve çift ilişkilerini sayabilirim.

“Armağan-Terapinin Işığında Çift Olma Yolculuğu” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Armağan “Terapinin Işığında Çift Olma Yolculuğu” bir kişisel gelişim romanı. Yani kişisel gelişim içeren bilgileri, bir roman kurgusunda okuyucuya aktarmayı hedeflediğim bir kitap. Okuyuculardan gelen geri dönütler de bu türün daha iyi anlaşıldığını ve bilginin uygulanabilirliğini artırdığını gösteriyor. Konusuna gelince; Bella ve Murat, evliliklerinin arifesinde bilinmeyen birinden gelen bir taslak kitapla, gerçek bir ilişkinin sorgulama denizinin içerisinde buluyorlar kendilerini. Hem kendilerini hem de ilişkilerini keşfediyorlar. Kitapta, Bella’nın gözüyle, bir ilişkide gerçekten aradığımızın ve bulduğumuzun ne olduğu, ailelerimizin, benlik gereksinimlerimizin bizi nasıl yönlendirdiği, aşkın başlangıç noktasıyla, emeğin sevgiyi nasıl oluşturacağını, ilişkilerde bağlanma biçimlerimizin bizi nasıl büyük bir güçle, bazen de yanılgılarla hareket ettirdiğine tanık olunmasını istedim. Özellikle de her ilişkinin aslında görmeyi bilirsek bizi geliştirme potansiyeli olduğunu anlatmayı amaçladım. Kitabın içindeki akademik bilgiler, sekiz bölümden oluşuyor: benlik radarımız, aşk, kök aileler, problemler, çift ilişkilerinde etkileşim örüntüleri, ilişkimdeki ben kimim?, güç kavramı, boşanma ve ayrılıklar.

Günümüz koşullarında bakacak olursak çiftlerin şu an dile getirdiği en büyük sorunlar nedir? Bir psikolog gözüyle değerlendirebilir misiniz?

Aslında kitabın dördüncü bölümünde “problemler” adı altında belirttiğim gibi, çiftler en sık, “bizim iletişimimizde sorun olduğunu düşünüyoruz” diyerek geliyorlar. Elbette iletişim, oldukça kapsamlı ele alınabilecek bir kavram. Onların anlatmak istedikleri, olaylar karşısında farklı düşünmeleri, farklı bakış açıları, kullandıkları iletişim dillerinin aynı olmaması…Bu her alanda olabiliyor; çocuklar, evlerinin ekonomisi, arkadaş ilişkileri, boş zaman uğraşları, sorumluluklar, cinsellik, öz bakım alışkanlıkları vb. Öfke kontrol problemi nedeniyle gelen çiftler de var. Aldatma problemi diğer sorunlara göre az olsa da aldatılmış ya da aldatmış bireyler de terapiye gelebiliyorlar.

Ben evlilik öncesi, ailelerinde sağlıklı ilişkiler görmeyen çiftlerin, sorun yaşama olasılıklarının yüksek olduğunu düşünüyorum. Gençlerin bu konuda anne-baba eğitimi gibi beceri eğitimi almalarını öneriyorum. Eminim ki benim gibi alanda yetişmiş birçok meslektaşım gönüllü olarak bu eğitimlerde yer alacaktır.

Türkiye’de özellikle son yıllarda psikolojiye karşı çok ciddi bir ilgi var. Bu ilgiyi siz bir uzman olarak neye bağlıyorsunuz?

Psikoloji, insan ve hayvan davranışlarını, zihinsel süreçleri inceleyen bir bilim dalı. Bilinçli, bilinçsiz olayları, duyguları, düşünceleri inceliyor. Açıkçası çok kapsamlı bir alan. Davranışların neden, nasıl oluştuklarını açıklamaya çalışırken, gelecek için de bir öngörü hedefliyor. İnsanın olduğu her yerde psikoloji bilimi var aslında. Günümüzde değişen ve zorlaşan yaşam koşulları, bireyin yalnızlaşması insanın geleceğine ilişkin kaygılarına çözüm bulma arayışına yönlendiriyor insanları…Bence asıl ilgi bu yüzden. Aslında psikolojiye ilgi eskiden de vardı, şimdilerde daha artış var gibi görülmesi, psikolojinin bugüne kadar gelişimi ve insana ilişkin olumlu etkilerinin fark edilerek, verilerinin daha iyi değerlendirilmesiyle, insan yararına daha çok kullanılmasıyla da ilgili olabilir.

Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?

Daha önceleri akademisyen olarak pek çok makale, ders kitabı bölümleri, araştırmalar, tezler yazdım. Ancak kurgusu olan bir roman yazmayı hiç düşünmemiştim. Şimdi keşke daha önce yazmaya başlasaymışım diyorum. Diyorum ama belki de zihnimdeki birikimlerin uygun zamanda ortaya çıkması gerekiyordu. Yazarken hiç zorlanmıyorum, aksine kendimi çok özgür ve bir nehir üzerinde akıp gidiyormuşum gibi hissediyorum. Yolunu kendiliğinden bulan bir nehir…Yazdığınız hayatlar, istediğiniz gibi şekilleniyor, can buluyor. Yazdıklarım, geceleri zihnimde oluşuyor, sabah kalkınca da onları kağıta döküyorum. Kurgu oluştuktan sonra sadece içini dolduruyorum. Sadece düşüncelerimle değil, duygularımla şekilleniyor cümleler .Bazen oluşturduğum cümleler gözlerimi dolduruyor, duygunun tadını çıkara çıkara yazıyorum. Kısacası yazmak bana iyi geliyor, sanki şifalanıyorum.

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Belki mesleğimle de ilişkili olduğu için, psikoloji kitaplarını ve otobiyografileri severek okuyorum. Klasik eserleri her beş yılda bir tekrar tekrar okuyorum ve her defasında farklı gözle görebileceğim, algılayacağım kısımlar oluyor, bu hazzı seviyorum. Her gelişim dönemimde, daha derin anlamak…Bunların dışında tür ve yazar ayırmadan da çok kitap okurum. Danışanlarımın terapilerde etkilendiklerini belirttikleri her kitabı onların duygularını anlayabilmek için mutlaka okurum. Aynı sürede üç dört kitabı bitirebilirim. Oturduğum salonda, yatak odamda, mutfağımda farklı birer kitap olur ve ben onları aynı zaman diliminde okurum. Okuma yazmayı henüz öğrenmediğim beş, altı yaşlarımda eve giren her gazeteyi anneme satır satır okuturmuşum…Okuma merakım o yıllara dayanıyor.

Bir yazarın kitabını okumaya başlayınca, onun bütün kitaplarını yazım sırasıyla okumak isterim. Onun yazarken hissettiklerini, yazdığı dönemi, insan karakterlerini daha iyi anlayabildiğimi ve bundan mutluluk hissettiğimi söyleyebilirim.

En son neler okuduğunuz eserler neler? derseniz, Viktor Emil Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı, Kafka’nın Dönüşüm’ü, Don Miquel Ruit’in Dört Anlaşması, Jose Saramago’dan  Körlük, Azra Kohen’in Gör Beni adlı kitaplarını sayabilirim.

İhsan Oktay Anar’ın, Sebahattin Ali’nin dilini, anlatım tarzlarını seviyorum. Ama diğer yazarlar ve eserlerine de haksızlık olmasın, ben insanlar parmak izleri gibi nasıl birbirlerinden farklılarsa, tüm eserlerin özgün olduğunu düşünüyorum. Elbette ki insanlara dokunmaları da bu özgünlükte gerçekleşiyor. Her birey kendini iyi hissettiren,ona dokunabilen, tat aldığı yazar ve eserleri okumayı tercih ediyor.

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

 Sanıyorum yazabilmek için önce çok iyi okuyucu, gözlemci ve artı olarak araştırmacı olmanız gerekiyor. Zorla yazılacağını düşünmüyorum, Yazmak içten gelen, severek yapılan bir eylem. Ben romanımı yazarken, odaklanmanın ve her gün yazmaya zaman ayırmak gerektiğinin de farkına vardım. Etrafınızda sizi motive eden insanların olması ise yazma eyleminde çok kıymetli bence

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Okumak insanlara bir sürü dünya sunuyor. O nedenle okumak, bütün insanların kendilerini geliştirebilmeleri, farklı dünyalara erişebilmeleri için bir gereksinimdir. Her bireyin de bu gereksinimin karşılanmasına hakkı vardır. Benim çevremde okumanın anlamını keşfetmiş pek çok çocuk, genç, yetişkin var. Ama biliyorum ki koşulları nedeniyle kitaplara ulaşamayan insanlar da var. Benden kitap istediklerinde, ulaşma koşullarını inceliyorum ve elimden geldiğince kitapları onlara ulaştırmaya çalışıyorum. Bence ülkemizdeki okuma oranlarından söz ederken bu koşulları göz önünde tutmak gerekiyor. Okuduğum bazı çalışmalara göre ülkemizde son beş yılda gençlerin okuma oranlarında bir artış görüldüğü belirtiliyor. Gerçekten de en son gittiğim İzmir Kitap Fuarı’nda çocuklarımız ve gençlerimiz vardı. Bu güzel bir gelişme, demek ki sorgulayan, düşünen gençler yetiştiriliyor. Dijital ortamlarda oyunların olmasının yanında, okumaya ilişkin yeni fırsatlar da tanınıyor elbette. Bu noktada ailelerin, okuyan bireyler yetiştirme de rollerinin büyük olduğunu düşünüyorum. Okuyan yetişkinler, çocuk ve gençler için her zaman modeldirler unutmayalım…

Değerli Asuman Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

  Sevgili Hakan Bey, asıl bu fırsatı sunduğunuz için ben çok teşekkür ederim. Size ve okurlarınıza sevgi ve saygılarımı iletiyorum. Edebiyata destek veren çalışmalarınızın devamını ve yeni projelerde buluşmayı temenni ediyorum.

Bizde kalın, habersiz kalmayın! BeskazaTV.com