İYİLİK DE BİR ŞİDDETTİR, ÇARESİZLİK İÇEREN

Yıllar önce Slovakya’nın Bratislava kentine düşmüştü yolum. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen her hatırladığımda beni sarsan o geceyi, ( kitabımda da paylaştım ), şu anda olduğu gibi her yağmurda hatırlarım…

Osho’nun dediği gibi, ” iyilik de bir şiddettir. ” insan ruhunu sarsan, örseleyen ve çaresiz bırakan bir şiddet…

Sırbistan’dan Slovakya’ya otobüsle geçiyorum, bütün gün ne yağmur kesiliyor ne yollar bitiyor. Gece yarısı, minik şehir Bratislava’nın bir meydanında indiriyorlar, sokak lâmbaları da yanmıyor, tek tük geçen araç farlarının ışığında nerede olduğumu kestirmeye çalışıyorum.

Gezgin’in başına sık gelir böyle anlar, gözlerin bağlı olduğu boşluk anlarıdır bu. Sabrın, tevekkülün ve akıp giden hayatın hazzının yaşandığı bu anlarda pişer, olgunlaşır gezgin.

İşte tam bu anlardayım şimdi, ilk kez ayak bastığım bir kentte gecenin yarısı olmuş, amansız bir yağmur yağıyor, yollarda uyuşturucu almış gençlerden başka kimseler yok, üstelik yanlış araca binmişim.

Yanlış bindiğim troleybüsten iner inmez, sarı saçlı beyaz soluk tenli bir genç kızla göğüs göğüse geliyorum. Gülümseyerek, “ Rajska’ya mı gideceksin? “ diye soruyor. Şaşırıyorum, nereden biliyor, Rajska’ya gitmek istediğimi. “ evet “ diyorum, “ ben götüreyim seni “ diyor bu kez.

Rajska, rezerve ettiğim konaklama tesisinin bulunduğu semtin adı. Kendi kendime, “ hayırdır, bakalım başıma neler gelecek “ diyerek, kızla yağmur altında yürümeye başlıyorum.

Bir yandan da kızı inceliyorum, hiç de, kötü birine, daha doğrusu sokak kadınına benzemiyor. Islanmış saçlarından sular süzülüyor, saçaklardan akan sular daha bir ıslatıyor ikimizi de.

Sürekli yüzünde gözlerim, çok geçmeden yağmur, hafif makyajını yanaklarından çenesine doğru izler çizerek dağıtıyor.

Utanıyor, yağmurluğumu çıkarıp uzatıyorum giymesi için. Bütün ısrarlarıma rağmen almıyor, ben de bir daha giyemiyorum utancımdan. İkimiz de çok kötü ıslanarak yürüyoruz yanyana.

Gideceğim hostel’in adını soruyor bir ara. Telefon navigasyonundan, Spitalska caddesini buluyor.

Üzerindeki tişört yağmurdan üzerine yapışmış, cılız teni daha belirginleşmiş. Ayağındaki incecik ayakkabılardan bastıkça sular fışkırıyor.

Karanlık sokaklarda yirmi dakika kadar yürüyoruz.

Bu haliyle, bir meleğe benzetiyorum onu, solgun ve yorgun ama, yalın saf güzelliğe sahip bir meleğe. Koşulsuz sevgi ve koşulsuz iyilik kavramları yağmur altında içimi ısıtmaya başlıyor her adım atışımda.

Az ileride, ışıklı levhasındaki logosunu fark ediyorum kalacağım Patio Hostel’in ve “ tamam geldik “ diyorum.

Tekrar göz göze geliyoruz, elini öpüyorum. Gözlerindeki masum ifadeyi hafızama kazımaya çalışıyorum bir yandan.

Bir kararsızlık anından sonra uzanıp yanaklarından öpüyorum omuzlarından tutarak, cildine dağılmış makyajını dudaklarımda hissediyorum bu kez.

“ Seni ve bu iyiliğini hiçbir zaman unutmayacağım “ diyorum.

Utanıyor, mutlu oluyor, ama tek kelime söylemiyor. Buz kesmiş elleriyle bileklerimi tutuyor bir an.

Sonra, gülümsüyor ve hız kesmeden yağan yağmur altında geri dönüp minik adımlarla geldiğimiz yere doğru yürümeye başlıyor.

 

Bizde kalın, habersiz kalmayın! BeskazaTV.com