Yakın zamanda, zorlamasız, yüksek oranda halkın seçime katılımı oldu.
Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri sürecimiz gidişatından hoşlanmayanlardan biriyimdir. O süreçlerde dev boyutlu kalabalıkların toplanmasını hiç doğru bulmam. Bana ilkel bir yaklaşımmış gibi gelir. Nedenine gelince şöyle bir açıklama yapsam belki yeterli olur. Günümüzdeki kişisel ve toplumsal iletişim olanakları öylesine gelişti ki her nerede bir etkinlik ya da olay yaşansa hemen haberdar olabiliyoruz. O akıllı cep telefonlarımız buna pekâlâ olanak sağladığı gibi çoklu tv. yayınları da bizlere sayısız bilgi sağlayabiliyorlar.
Her bir kalabalık etkinlikte aynı sözler edildiğine ve o etkinlikler canlı yayınlandığına göre aynı içeriklerle yinelenmeler neyin nesi oluyorlar?
İleri, gelişmiş ülke halkları, kendini kendini yönetme istençlerinde o türden hareketlere artık yer vermediğini; her tür seçime ilişkin söylem ve açıklamalarını tv.lerde, ya da kapalı alanlarda yaptırdığını biliyoruz.
Daha önceki alışıla gelinmiş o dev gövde gösterisi niteliğindeki araç dizisi oluşturmalarına ve caddeleri bayraklarla donatma çılgınlığına bir son verilebilinmişti.
O kadarlık bir açılım sonrası asıl konuya geleyim. O çok önemsediğimiz seçim günü gelip çattığında toplumumuzun özellikle karşıt yarısının istediği değişim ve dönüşümün gerçekleşmediğini hayretle görmüş olduk. Ortaya konulan o dev kalabalıklı kitlesel değişim istekleri sonuca yeterince etki etmemişti. Bir önceki heyecan oranı yüksek seçimin aynısını bu kez de yaşamış olduk. Yok mühürsüz zarflardı, yok hile, yok çalım çelme oldu yakınmaları günümüze değin sürüp gelmişti.
İşin içinde gerçekten hem yasa çıkarılmasında, hem sandık sonuçlarına yönelik düzenlemelerde bir siyasal mühendislik olduğu çok açıktı. Her bir seçimi aynı nitelikte, aynı koşullara yapamaz olduğumuzda herkes tartışmasız birleşecektir.
Bu seçim sürecinin başlamasında da kuşkuların ortadan kaldırılabilmesi için parmak boyasının yeniden geri getirilmesi istenmişse de, yasama ve yürütme erkini(!) buna yanaşmamıştır. O tutum da seçimde yapılması olası kurgusal çıkarsamaların artmasına yol açmıştır. O yüzden de, karşıt kesim, seçime daha bir buçuk yıl varken, sandık güvenliğini düşünmeye yönelmiş, o konuda önlemler aldığını dillendire gelmişti.
Bana göre de, seçim sürecinde, dönüşüm, değişim uman ve o konuda gece gündüz çalışan kesim, yaptığı sert köktenci(!) çıkışlarıyla uyuyan hücreleri, dingin olan sade yandaş çevreleri, sersemletip kendine getirterek, ayaklandırmış, bir hışımla sandık başlarına koşmalarına neden olmuştu. Çünkü seçime yönelik oluşturulan karşıt hareketlenmelerin sonuç alma odaklı birlikteliklerinin her bir aşamasında, nasıl karşılık bulacağına ilişkin, ilgili kamu araştırma şirketlerince, ölçülüp değerlendirmesi yapılmış, elde olunan veriler, ödemeyi yapanların masasına hafta hafta teslim edilmişti. O araştırma verilerinin çoğunda, karşıt kesim hep önde gösterildiğinden, tepkimesi de gün gün artmış olsa gerek ki yürütme ve yasama erki yandaşları iyice bilenmiş ve hırslanmış biçimde, eksiksiz sandığa koşmuşlardı.
Benim görev aldığım sandıkta seçmenler öylesine kuyruk oluşturmuşlardı ki hayret ettim. Kuyruktakiler hiç yakınmadan sıralarının gelmesini beklediler.
Aynı çevrede, üç ayrı eğitim kurumunda, peş peşe görev aldım. Sanırım bu beşincincisiydi. Daha önce emekli olmadan da bir köyde görev almıştım. Buraya gelmezden öncekileri hesaba katmıyorum bile.
Toplumsal iletişim ağlarında paylaşılan videolarda da, karşıt kesime adaylığı zarar vermesi umulan kişiye, imza toplama hareketine ne kadar destek çıkıldığı görülmekteydi. Her ne kadar şaka gibi olsa da video paylaşımlarında o türden hareketler gizlenemez boyuttaydı. Son anda yapılan çekilme hareketi bile yarar sağlama değil, yakınma içerikli olmasıyla öne çıkmıştı.
Uzun soluklu yasama, yürütme erkini, sonlandırma amaçlı karşıt hareket, zihniyet değişimi olarak, yapacaklarını bağıra çağıra seslendirirken, elinde gücü, parası olan kesime, dini gün savaş açacağını açık ederken, sanırım bir yanlışa da imza atmış oluyordu.
O kesim eli kolu bağlı durur mu hiç? Tüm olanaklarını, elbet, kaybetmemesi gereken cepheye sürecekti. Bunda şaşılacak yan bile yoktu. Hani hep demiyor muyduk, Kuzey Irak’ta, Suriye’de, ha geliyoruz, ha giriyoruz, diye diye, davul, zurnayla PKK inlerine, Kandil’e ve diğerlerine, baskın, çevirme harekâtı mı olur mu muş(!) Bu kez de, sanırım, değişim, dönüşüm kurmayları aynısını yapmışlardı! Minareyi çalanlar, kılıfını da uydurmuşlardı: daha ne olsun? Yandaşların, paydaşların, eli sanki armut mu topluyordu?
Ankara’da dev bir Genel Merkez dikecekleri yerde, önce iletişimi sağlayacak, tv. ve gazete, dergi desteği sağlamaya yönelinse çok daha iyi olmaz mıydı? Haydi daha da ileri gitmeden keseyim.
Herkese iyi haftalar …

 

 

Bizde kalın, habersiz kalmayın! BeskazaTV.com